KIZILDERE

ANADOLU DEVRİMİNİN
MANİFESTOSU


Sıvas'ın doruklarına bakan küçük bir Anadolu kentidir Tokat. Ve Tokat'ın Niksar ilçesine bağlı bir köyü vardır: KIZILDERE.

Kızıldere Köylüleri 30 Mart sabahını her zamanki gibi şafak sökerken karşılarlar. O günün Anadolu halkının kaderini değiştirecek bir dönüm noktasına tanıklık edeceğini bilmeden işlerine koyulurlar.

Kızıldere Köyü 30 Mart 1972 tarihinde güneşin doğuşuyla birlikte düşman tarafından kuşatma altına alınır. Kuşatma muhtarın evinin çevresindedir. Ve saatler 14:00'ü gösterdiğinde düşman muhtarın evinde bulunanlara "Teslim ol" çağrıları yapar.

Düşmanın "teslim ol" çağrılarına kuşatılan üssün içinde bulunan Mahir Çayan ve yoldaşlarından cevap gelir: "BİZ BURAYA DÖNMEYE DEĞİL, ÖLMEYE GELDİK." Ve çatışma başlar.

Kızıldere Köyü 30 Mart 1972 tarihinde destansı bir direnişe tanıklık eder. Ve o gün Kızıldere Köyü'nde düşman kuşatması altında doğan güneş, Mahir'lerin akan kanları üzerinde batar. Kızıldere o tarihten sonra artık Mahir'lerin direnişlerinin adıyla özdeşleşir. Kızıldere direnişi o güne kadar yaşanan direnişlerden farklıdır. Kızıldere Direnişi bir ilktir. Anadolu halkının yazgısını değiştiren bir ilk.

Mahir'lerin direnişi, Anadolu'da yaşanan ilk direniş değildi elbette. Anadolu halklarının tarihi 30 Mart 1972 tarihine kadar sayısız isyanlara ve başkaldırılara tanıklık etti.

Bereketliydi Anadolu toprakları.

Onurluydu Anadolu halkları.

Boynu bükük yaşamayı, ezilmeyi her halk gibi Anadolu halkı da hiçbir zaman sineye çekmedi. Bu topraklarda haklının haksıza; ezilenlerin ezenlere; zulüm görenlerin zalimlere karşı isyanları, başkaldırıları hep varoldu. Anadolu halkı nice bey, sultan, paşa, padişaha korkulu günler yaşattı.

Bu topraklar; "Toprakta, tohumda hakça" diyerek, isyan eden ve isyanlarıyla Selçuklu Devleti'nin sonunu getiren Baba İshak'ları, Baba İlyas'ları tanıdı.

Bu topraklar; "Ferman padişahın dağlar bizimdir", diyerek, zalime başkaldıran, dağları dost bilen, boyun eğmeyi değil, isyanı seçen Dadaloğlu'nu çıkardı bağrından.

Bu topraklar; İnancı için ölümü kucaklayan ve "Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan" diyen Pir Sultan Abdal'lar yetiştirdi.

Ve bu topraklar; "Yarin yanağından gayri her yerde, her şeyde, hep beraber", diyerek, Hakikat, için savaşan ve Osmanlı'ya ecel terleri döktüren Bedreddin'i, Börklüce Mustafa'yı, Torlak Kemal'i tanıdı. Bu topraklar Bedreddin'lerin kurduğu Ortaklar'a ev sahipliği yaptı.

İsyana duranlar, zalimin zulmüne boyun eğmeyip, başkaldıranlar kendilerinden sonra gelenlere belki daha güzel bir yaşam bırakacak başarıya ulaşamadılar. Ama ne yenilgilere "kaderimiz" deyip razı oldular, ne de inançlarını zalimlere teslim ettiler. İsyanlarının Anadolu halkına ışık tutacağına ve halk tarafından kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılacağına olan inançla bu toprağın bağrına gömüldüler.

İşte Mahir'ler, Anadolu halkının bağrından çıkardığı yiğitlerin soyundan geliyorlardı. Onlar bu toprağın insanıydılar. Kökleri bu toprağın derinliklerindeydi. Ölen ama yenilmeyen Bedreddin'lerin soyundandılar. Ve onlar Anadolu tarihinden aldıkları güçle bu ülkede bir ilki yarattılar.

Mahir'ler bu ülkede iktidarı hedefleyen bir örgüt kurarak, iktidara yürüyen, iktidar alternatifi bir savaşı ilk başlatanlar oldular.

İşte KIZILDERE'nin Anadolu halklarının tarihinde bir ilk olmasının nedeni budur.

KIZILDERE Anadolu ihtilalinin başlangıcıdır.

KIZILDERE Anadolu halkının kurtuluş mücadelesinde bir dönüm noktasıdır.

KIZILDERE "KURTULUŞA KADAR SAVAŞ" şiarıyla, Türkiye'de iktidar savaşının başladığının ilan edilmesidir.

KIZILDERE BİR SAVAŞ ÇAĞRISIDIR

THKP-C önderi Mahir ÇAYAN ve yoldaşları 30 Mart 1972'de Kızıldere'de bir köy evinde kuşatılmışlardı. Kendilerini kuşatan düşmana, "Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik." cevabını verdiler. 30 Mart 1972'de Kızıldere'deki düşman kuşatmasında Mahir'lerin verdiği bu cevap, ülkemizin devrimi için bir dönüm noktasını ifade ediyordu.

Çünkü Mahir'ler Kızıldere'de tesadüfen bulunmuyorlardı. Ve Kızıldere, THKP-C'liler için anlık bir karar sonucu ortaya çıkan bir eylem değildi. Mahir ÇAYAN ve yoldaşları 50 yıllık pasifist, revizyonist çizgiye karşı sürdürdülen yoğun bir ideolojik mücadelenin sonucu oradaydılar. Örgütün silahlı savaşını tasfiye etmek isteyen parti içindeki sağcı çizgi ile yürüttükleri bir ideolojik mücadele sonucu oradaydılar. İhanetleri ve düşman kuşatmalarını ezerek oraya gittiler. Anadolu halkının kurtuluşunun tek yolu olarak gördükleri silahlı mücadeleyi pratiğe geçirmeleri sonucu KIZILDERE'deydiler.

"Şu anda iktidar mücadelesi yapan Partimiz iktidarı alabilecek güçte ve aşamada değildir. Ancak, düzenli ordular savaşı aşamasında bütün yurt çapında yönetimi ele geçirmeden söz etmek mümkündür. Ve biz, bugün bu aşamayı yaşadığımızı asla iddia etmiyoruz. Biz sadece, halkımızın ihtilalci savaşının bu aşamaya gelebilmesi için gerilla savaşının şart olduğunu iddia ediyor ve bu amaçla dövüşüyoruz." (Toplu Yazılar Sayfa 367)

İşte Mahir'ler Kızıldere'de bu ideolojik netlikle Anadolu devriminin öncüleri olarak "Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye, Yaşasın Direnişimiz" diyerek direndiler. Ve Türkiye'nin geleceğini belirleyecek kararı verdiler. Mahir'lerin verdikleri karar kendi kanlarıyla, canlarıyla, inançları ve kararlılıklarıyla yazılan Anadolu Devriminin Manifestosu oldu. Bu nedenle THKP-C ve Kızıldere'ye sadece bir direniş olarak bakılamaz. THKP-C Anadolu devriminin yoludur. Ve THKP-C'nin Kızıldere'de yarattığı direniş bir savaş çağrısıdır.

THKP-C TARİH BİLİNCİNE SAHİPTİR

"THKP-C, halkımızın tarihi, bu tarihin yarattığı psikolojik, sosyal ve kültürel özellikler göz önüne alınmadan, yani bir yandan enternasyonal boyutta ideolojik mücadele verilirken, bir yandan da ülke toprağına sağlam basmadan halkın örgütlenemeyeceğini ve devrimin gerçekleşmeyeceğini belirtir. THKP-C, tarih bilinci olmadan, tarihte ilerici, devrimci öğelere sahip çıkmadan, devrimci bir hareketin, bir halk hareketinin yükselemeyeceğini ifade eder. Bu nedenledir ki, THKP-C, ülkemiz tarihinde, emperyalizme ve burjuvaziye, despotik yönetimlere tavır almış, halkçı karakterde kuruluşlara, hatta tek tek kişilere sahip çıkmıştır." (Kongre Belgeleri-1 Sayfa: 10)

THKP-C sahip olduğu tarih bilinciyle Anadolu devriminin yolunu izlemiş, bu tarihte halka ve devrime hizmet eden herşeyi sahiplenip, savaşında yaşatmıştır.

THKP-C bu yanıyla oportünizmin, revizyonizmin inkarcılığına karşı tarih bilincine sahip olmuş, bu bilinçle hareket etmiştir. Tarihi kendilerinden ibaret gören bu inkarcılara karşı yürütülen ideolojik mücadelede, THKP-C kendi bağımsız ideolojik ve örgütsel kimliğiyle yer almıştır. İnkarcılara bu kimlikle ve bu kimliğin verdiği kendine güvenle gereken cevabı vermişlerdir:

"Biz Türkiye'deki Marksist hareketin tarihine sonuna kadar saygılıyız. Ve onun bir devamı olarak kendimizi görmekteyiz. Biz sadece 'ben tarihim, bana karşı olan tarihe karşıdır' görüşüne karşı çıkıyoruz. Ve bu görüşün sahibi ile bağlarımızı koparıyoruz; tarihle değil."(THKP-C Dava Dosyası Sayfa 228)

Tarih bilinci taşımak Marksist-Leninist olmaktır. Marksizm-Leninizm'in yol göstericiliğinde emperyalizmi tanımak ve nasıl şekillendiğini çözümleyebilmektir. Bu temelde dostlarını ve düşmanlarını tanımaktır. Halkı tanımaktır. THKP-C bu bilinçle ayaklarını ülke topraklarına sağlam basmış; ülkemizin somut koşullarının somut tahlilini yaparak Türkiye Devrimi'nin yolunu çizmiştir. THKP-C bu bilinçle Marksizm-Lenimizm'in yaşayan özünü, bir eylem klavuzu olma yanını doğru kavramış ve Marksizm-Leninizm bayrağının Anadolu topraklarında dalgalanmasını sağlamıştır.

THKP-C BAYRAKTIR

Bu bayrak, Marksizm-Leninizm bayrağıdır.

Bu bayrak, Türkiye tarihini değiştirmek ve bu tarihi devrime yöneltmek, sosyalizmi kurmak için açılan bayraktır.

Bu bayrak, THKP-C'nin halka duyduğu bağlılık ve sevgi sonucu açılmıştır.

Bu bayrak, halkımıza ve dünya halklarına duyulan sorumluluğun yerine getirilmesi için açılmıştır. Bu bayrakta iktidar bilinci taşımak, iktidarı almadaki ciddiyet ve ısrar vardır. Bedeli ne olursa olsun oligarşinin yıkılıp, halk iktidarının kurulması için, sonuna kadar silahlı mücadeleye sarılmak vardır.

1970'lerde THKP-C ile Türkiye'de artık devrim ve sosyalizm bayrağı bir daha inmemek üzere dalgalanmaya başlamıştır.

THKP-C'NİN DERDİ DEVRİMDİR

THKP-C, 1920'lerden 1970'lere kadar Türkiye soluna damgasını vuran uzlaşmacı, düzene karşı açık savaşa girişmeyen, emperyalizme karşı cepheden savaşmayan çizgi ile tüm bağlarını koparmıştır. Marksizm-Leninizm'in yaşayan özünü kendine rehber edinen THKP-C, ortaya koyduğu ideolojik-politik hattıyla her türden şabloncu, kuyrukçu, dogmatik ve icazetçi çizgilerle arasına kalın bir çizgi çizmiştir. Ve "savaş örgütü savaş meydanlarından çıkar" diyerek başlattığı silahlı savaşla Anadolu halkını kendi savaşçı örgütüne kavuşturmuştur.

Mahir'ler Marksizm-Leninizm bayrağının arkasına sığınan sağcı-icazetçi çizgi ile savaşmanın tarihsel sorumluluğuyla hareket etmiş ve bu çizginin temsilcilerine yollarının ayrı olduğunu açıkça ve kendilerine olan güvenle ifade etmişlerdir.

"Biz sağcı ideoloji ile uzlaşmıyor ve devrimci ideolojik bayrağı yükseklerde tutmaya çalışıyoruz. Bu doğru tutumdur. Biz doğru tutumumuzda sonuna kadar direniyoruz ve direneceğiz. Çünkü yollarımızın bu tutumla çelikleşeceğine, hareketimizin ancak bu kararlı tavırla ileriye doğru hamleler yapacağına kesinlikle inanıyoruz..." (THKP-C Dava Dosyası Sayfa 227)

THKP-C'nin derdi devrimdir. Devrim gibi bir derdi olmayanlarla bağlarını koparması bu nedenle zor değildir. Anadolu devriminin savaşçı örgütü THKP-C stratejide, taktikte, politikada şu ya da bu "sosyalist" ülkenin desteğini kazanma, düşmanın icazetini alma, şablonlara uyma kaygısı taşımadan doğru bildiği yolda yürümüştür.

Türkiye'nin emperyalizmin bir yeni-sömürgesi olduğunu, yani emperyalizmin gizli işgali altında bulunan bir ülke olduğunu tespit etmiş ve devrim yolunu buna göre çizmiştir. Türkiye'yi kurtuluşa taşıyacak olan çizginin Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi olduğunu söylemiştir. Bu çizginin illegal örgütlenmenin temel alındığı bir tarzda uygulanacağını THKP-C ile göstermişlerdir.

Evet silahlı mücadelenin temel ekonomik-akademik-demokratik diğer tüm mücadele biçimlerinin silahlı mücadeleye tabi olması gereken bir çizgidir bu çizgi.

"Oportünist ve revizyonistler tarafından karmaşık hale getirilen bu stratejik çizgi üzerinde biraz durmak gerekiyor. Proletaryanın sınıf savaşı ideolojik, ekonomik ve politik olmak üzere üç cephede birden cereyan eder. Burjuva ideolojisine ve saptırmalarına karşı, proletaryanın devrimci savaşı ideolojik bir savaştır. İşçi ve emekçi sınıflarının hayat ve çalışma şartlarını düzeltme şeklindeki günlük mücadelesi ekonomik mücadeledir. Direkt gerici sınıfların yönetimini hedef alan mücadeleler ise politik savaştır.

Politik mücadele; devrimci yayınla yapılan politik propagandadan, politik nitelikteki kitle gösterilerinden, politik grevlere ve de gerilla savaşına kadar çeşitli biçimlerde cereyan eder. Gerilla savaşı, politik mücadelenin en üst ve en etkili biçimidir..." (Toplu Yazılar Sayfa 366)

Bu tartışmalar sonucu ortaya çıkan çizgi THKP-C'nin nasıl bir devrim sorusuna verdiği net cevaptır. Evet kurtuluşun yolu silahlı mücadeleden geçer. Ve silahlı mücadele sonucu yıkılan iktidarın yerine kurulacak olan Devrimci Halk İktidarı'nın hedeflenmesinden...

THKP-C'nin düşmanla Kızıldere'de devam eden ve fiziki imha ile sonuçlanan savaşının, oportünizmle ve revizyonizmle yürüttüğü ideolojik mücadelenin anlam ve önemi budur.

THKP-C devrim için yola çıkmıştır. "THKP-C'nin bir kopuş olması, 50 yıllık revizyonist geleneği yıkması, sadece, parlamenter mücadelenin yerine silahlı mücadeleyi koymasıyla sınırlı değildir. Bu son derece ayırdedici bir yandır. Ancak yine de bilinir ki, silahlı mücadele tek başına bir mücadelenin niteliğini belirlemez. Bu mücadeleyi nasıl bir örgütün, hangi hedefle, nasıl bir devrimcilik anlayışıyla yürüttüğü de en az silahlı mücadelenin kendisi kadar önemlidir." (Devrimci Sol Özel Sayı:9 Parti-Cephe Stratejisiyle Gelenekleriyle Bir Bütündür)

Evet, THKP-C nasıl bir devrim sorusuna verdiği cevap gibi nasıl bir devrimcilik sorusuna da pratiğiyle, savaşıyla cevap vermiştir. Mahir'in "Biz dünyanın Türkiyesi'nde devrim yapmak için yola çıktık" sözünde ifadesini bulan devrimcilik:

- Emperyalizme karşı olan, Marksizm-Leninizm'i savunan,

- Uzlaşmayan,

- Enternasyonalist olan,

- Halkın tarihine, yarattığı değer ve geleneklere bağlı olunan, Halkı oluşturan sınıf ve tabakaları emperyalizme, faşizme ve oligarşiye karşı savaştıran ve bu iddiasından asla vazgeçmeyen,

- Halka zarar vermemeyi ilke edinen,

- Revizyonizme, oportünizme ve tüm sapmalara karşı cepheden tavır alan ve Marksizm-Leninizm bayrağını hep yükseklerde tutan,

- İdeolojik ve örgütsel bağımsızlığını koruyan ve bu kimlikle doğru bildiği herşeyi yaşama geçiren, dediğini yapan, yaptığını savunan,

- Halka açıklığı ilke edinen, savaşta kararlı, ısrarcı olan ve savaşı sonuna kadar götürme inancı, iddiası ve güveniyle hareket eden bir devrimciliktir.

Mahir'ler bu devrimcilik anlayışıyla emperyalizme ve oligarşiye karşı silahlı mücadeleye başladılar. Savaş gerçeğine uygun hareket etmeden, büyük bedeller ödenmeden, emperyalizme ve oligarşiye karşı zafer kazanılamazdı.

Mahir'ler savaş gerçeğinin özünü kavramışlardı. Anadolu devriminin tarihinin kanla yazılacağını biliyorlardı. Ve tarihin aynı zamanda bir halkın özgürlük ve adalet için, kurtuluş için ödediği bedellerin kendisi olduğunu da...

Bildiklerini yapmak için Kızıldere'ye doğru uzandılar. Oligarşi, iktidarına yönelen bu hareketi boğmak için kolları sıvadı. Tehlikenin farkındaydı.

Ve 30 Mart 1972'de KIZILDERE'de faşist devlet Mahir'leri katlederek bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm isteyenleri yok ettiğini açıkladı. Oligarşinin imha politikasına başvurmasının nedeni, bir daha hiçbir gücün iktidar hedefli bir harekete girişmemesi içindi. İmha ile korkuyu hakim kılmak, beyinlere ulaşmak istiyordu. Oligarşinin dalga dalga korku yayılması ve halkı sarması için gerçekleştirdiği katliam amacına ulaşamadı. Oligarşinin Kızıldere'de döktüğü kan emekçi halka kurtuluş yolunu gösteren bir devrim kanalı açtı. Ve KIZILDERE Anadolu devriminin büyük akışının başlangıcının adı oldu.

KIZILDERE GELECEĞE
UZANAN BİR KÖPRÜ OLDU

Kızıldere'nin üzerinden henüz bir yıl gibi bir süre geçmişti. Kızıldere direnişinin halkta ve gençlikte yarattığı etki oligarşinin Anadolu devrimini kanla boğamayacağının açık bir ifadesiydi. Alanları, meydanları, okulları dolduran binlerce insan oligarşinin katliamına şu cevabı verdiler: "Kızıldere Son Değil, Savaş Sürüyor Yolumuz Çayanların Yoludur." Mahir'lerin direnişinin ardından büyük bir THKP-C potansiyeli oluştu. Bu potansiyel Mahir'lerin yolundan ilerlemek için yola çıktı. Kızıldere bir dönüm noktasıydı. Geleceği belirleyen bir dönüm noktası. Yaşandığı andaki etkisiyle sınırla kalmayan bir direnişti. Yarını belirleyen, kendisinden sonra gelen kuşaklara yol gösteren, yöntem sunan, kurtuluşun adını yarına taşıyan bir belirleme.

Kızıldere'den Mahir'lerin yükselttiği kurtuluş bayrağı eşliğinde yapılan savaş çağrısı dalga dalga Anadolu'ya yayılmakta gecikmedi. Kızıldere'nin üzerinden henüz bir yıl gibi bir süre geçmişti. Kızıldere direnişinin yarattığı etki ile büyük bir potansiyel oluşmuştu. 73'lerde Mahir Çayan'ın, THKP-C'nin genç izleyicileri meydanları, okulları, mahalleleri doldurmuşlardı. Savaş çağrısına halkın içinde olarak, halkın anti-faşist mücadelesini örgütleyerek cevap verdiler. Alanlarda haykırılan şiarlar "Tek Yol Devrim", "Mahir, Hüseyin, Ulaş Kurtuluşa Kadar Savaş", şiarlarıydı. Yani Kızıldere manifestosunun yaratıcılarının yolunda olduklarını anlatan şiarlardı.

THKP-C'nin genç izleyicileri de aynı çizgide Kızıldere çizgisinde yürümeye başladılar. Tecrübesizdiler belki, ama THKP-C'ye bağlıydılar. THKP-C'nin Anadolu halkını kurtuluşa götürecek tek yol olduğuna yürekten inanıyorlardı. Kızıldere'de yaratılan teslim olmama, düşmana boyun eğmeme, halkı için kendini feda etme geleneği bunun kanıtıydı.

O yıllarda bir de TKHP-C'yi savunur gibi görünen THKP-C inkarcıları vardı meydanlarda. "Aslında 72 yenilgisinin ardından ilk anda sahneye egemen olan inkarcılıktı. Ve inkarcılığın öncülüğünü yapan, THKP-C'nin ideolojisine, pratiğine en fazla saldıranların başında da THKP-C örgütlülüğünden geride kalanlar gelmekteydi. Korkularına, yılgınlıklarına denk düşen de buydu. Ancak, başta gençlik olmak üzere halk kitlelerinin içinde bulunduğu durum, hiç de onların düşündüğü gibi değildi. Onların gözünde Kızıldere'yle birlikte tarihe gömülen THKP-C halkın içinde yaşıyordu..." (Devrimci Sol Dergisi Sayı:7 THKP-C'den Devrimci Sol'a, Devrimci Sol'dan DHKP-C'ye Süreçler, Taktikler ve Devrimci Çizgi)

Evet potansiyelin büyüklüğü ortaya çıktıkça Parti-Cephe mirasçıları da arttı. Kendilerinin THKP-C devamcıları olduğunu iddia eden birçok grup ve örgüt ortalığı kapladı. Bunların tümü de THKP-C'yi temsil ettiklerini iddia ediyorlardı. Ama bazıları isim olarak, bazıları da THKP-C'nin ideolojisiyle, devrim anlayışıyla, devrimcilik tarzıyla birlikte ele almadan, eklektik olarak ele alıyorlardı. Bu durum "THKP-C Nedir?" sorusuna verilen cevap da tam bir ideolojik karmaşanın yaşanmasına neden oluyordu. THKP-C'nin genç savunucularının bu ideolojik karmaşa içinde kıstas aldıkları şey şuydu: Kendilerine THKP-C'yi savunuyorum diyenler Mahirler gibi savaşmalıydı. Evet herşey THKP-C'ye ve Mahirlerin savaşına göre belirleniyordu.

Oligarşinin imha ile "bitirdik" dediği THKP-C halkın içinde, devrimcilere yol gösteren, tartışmalarda ve oportünizmin her renginde ayrıştırıcı ve yol göstericiydi. THKP-C netti. THKP-C devrimi istemekti. Uzlaşmaz olmaktı. İdeolojik sağlamlıktı. Masa başlarında yaşanan tartışmalarda devrimcilik yapmak değil, halkın içinde halkın taleplerini karşılamak için savaşmaktı. Bu nedenle THKP-C'nin genç izleyicileri Türkiye Devriminin yolunun yeniden netleştirilmesi tartışmalarını bir kenara bırakarak THKP-C'nin ideolojik öncülüğünde sürecin üzerlerine yüklediği görevleri yerine getirmek üzere savaşa sarıldılar. Ve Kızıldere manifestosunun gösterdiği yolda pratik mücadeleden kopmadan bir yandan sürece müdahale ediyor, bir yandan da THKP-C'nin yeniden inşa edilmesi görevini yerine getiriyorlardı.

THKP-C, Parti-Cephe savunucularına yol gösteriyordu. Parti-Cepheliler, Mahir'in söylediklerini, yaptıklarını savundular. Oligarşiye Mahir'lerin bitmediğini, Kızıldere'lere yeni Kızıldere'ler ekleyerek devrime ilerlediklerini gösterdiler. Mahir yaşıyor dediler. Yaşatmak, savaşmaktı. Savaştılar. Yaşatmak, uzlaşmaz olmaktı. Mahirlerin netleştirdiği devrim yolunu karartmak isteyenlere, devrimin önünde engel olanlara karşı, düşmana karşı uzlaşmazdılar. Yaşatmak, teslimiyeti reddetmekti. Reddettiler. Faşizmin kitle katliamlarına karşı, yıldırma politikalarına, işkencelerine, oligarşinin imha politikalarına boyun eğmediler. Sonuna kadar direniş, sonuna kadar savaş dediler. Mahirler gibi... Vatana ve halka Mahirler gibi bağlanmaktı yaşatmak. Onlar gibi bağlandılar. Devrim tarihi kanla yazılacak diyen Mahir gibi kanlarını halkları için dökmekten çekinmediler. Yaşatmak, onların geleneklerini yaşatmaktı, geliştirmekti. THKP-C ile mayası atılan gelenekler halkasına yeni gelenekler ve direnişler eklediler. Mahir'leri yaşatmak onların yükselttiği kurtuluş bayrağı altında halkı toplamaktı. THKP-C'yi yaşatmanın özü buydu.

1978'e gelindiğinde Parti-Cepheliler gerek düşmana, gerekse de inkarcılara ve devrim kaçkınlarına Kızıldere manifestosunun geleceğe uzanan köprüsünden geçtiklerini ve Mahirlerin açtıkları devrim kanalından aktıklarını gösterdiler. Ve 78 yılında THKP-C'yi örgütsel olarak yeniden inşaa etmenin adı olan örgütlülüğü yarattılar. Bu örgüt Devrimci Sol'du. Devrimci Sol'un oluşumu Mahir'in "Savaş örgütü savaş meydanlarından çıkar" sözünün pratikte yeniden hayat bulmasıydı. Devrimci Sol THKP-C'nin politik olarak kesintiye uğratılamayacağının adı oldu. Devrimci Sol THKP-C'yi Kızıldere'de fiziken imha eden düşmana "THKP-C'nin bitirilemeyeceğinin" cevabı oldu.

Savaşta ısrar, kayıplardan korkmamak, bedel ödemekten kaçmamak... THKP-C'nin miras bıraktığı devrimcilik anlayışı ve savaş kurallarıydı. Bunların tümü Devrimci Sol'da yaşatıldı. Mahir'ler gibi savaşmak Devrimci Sol'un büyümesini ve gelişmesini sağladı. Kızıldere'de Mahir'lerin devrim için çaktıkları kıvılcım, Devrimci Sol'un elinde bir meşaleye dönüştü. Oligarşi THKP-C'yi bitiremeyeceğini anlamıştı.

Kızıldere yaşıyordu, savaşıyordu. Kızıldere'de dalgalandırılan bayrak Devrimci Sol'un elindeydi. Devrimci Sol Kızıldere şehitlerinin savaşın kaldığı yerden süreceğine olan inançlarının kanıtıydı. Oligarşi bitirdim sandığı Anadolu Devrim mücadelesinin daha da büyüyerek ve gelişerek sürmesi karşısında yeniden imha politikasına sarıldı.

Kızıldere'den 20 yıl sonra, İstanbul'da, 12 Temmuz 1991 tarihinde oligarşi Anadolu devrimini boğmak için yeniden katliam yaptı. 12 Temmuz katliamı oligarşinin halka ve devrimcilere ilan ettiği açık savaşın dönüm noktalarından biridir. " Bu tarih, Türkiye devrim tarihinde oligarşinin Türkiye devrimini bir daha diriltmemek üzere yok etme saldırısıdır. 12 Temmuz bir Kızıldere örneğinde olduğu gibi örgütsel varlığı felç edip işlemez hale getirmeye yönelik bir imhadır. Bu yanıyla başarıya ulaşamamıştır, ama bu imha politikası 12 Temmuz'da bitmemiş, yalnızca başlamıştır.(...) Onlarca, yüzlerce Devrimci Sol (...) savaşçısı bunun bir devamı olarak katledilmişlerdir." (Devrimci Sol Dergisi Özel Sayı:9 Oligarşinin İmha Politikaları ve Yenilmeyen Devrimci Savaşımız)

12 Temmuz'da katledilen Devrimci Sol önder ve savaşçıları direnişleriyle mayası Kızıldere'de atılan direnme geleneğine yeni halkalar eklediler. Kuşatma altında üzerlerine mermi yağdıran düşmana "Bize Ölüm Yok" cevabıyla karşılık verdiler. Yüzleri Mahir'lere dönük şehit düşerken, bir kez daha Kızıldere'de başlayan devrimci savaşın bitirilemeyeceğini haykırdılar. Evet onlar Mahir'in yoldaşlarıydılar.

Onlar Mahir'in açtığı yolda devrime koşan savaşçıydılar. "Devrim yolu engebelidir, dolambaçlıdır, sarptır... Kurtuluş bayrağı bu yolu tırmanan gerillaların birbirine iletmesi ile oligarşinin burçlarına dikileceketir. Her engebede düşen gerillaların gövdesi bir devrim fırtınası yaratır..." diyen Mahir Çayan'ın söylediğini yapar halk kurtuluş savaşçısıydılar.

12 Temmuz'u, 16-17 Nisan 1992 katliamı izledi. Kızıldere manifestosunu geleceğe bağlayan halk kurtuluş savaşının öncülerini imha ederek, devrimin akışını engelleyemeyeceğini anlayan oligarşi amacından vazgeçmedi. Yeniden katliam yaptı. Sosyalist blokun dağıldığı yıllardı. Emperyalizmin "sosyalizm öldü" çığlıkları atarak, dünyanın tek hakiminin kendisi olduğunu ilan ettiği yıllardı. Emperyalizmin barışçıl olduğunu keşfederek, emperyalizmle uzlaşan örgütlerin sayısının arttığı bir süreçti. Uzlaşmacılık rüzgarlarının ulusal kurtuluş savaşı veren örgütleri bir bir sardığı yıllardı. Aynı Mahir'lerin döneminde olduğu gibi... Emperyalizm artık kendisine kafa tutacak hiçbir gücün kalmadığı açıklamasını yaparken, o dönem Mahirler Kızıldere'ye doğru uzanırlarken 16-17 Nisan 1992'de Sabo'lar yeni Kızıldere'ler yaratmak için silahlarına sarıldılar.

17 Nisan 92'de Anadolu'nun İstanbul'unda, Çiftehavuzlar'da Devrimci Sol'cular Marksizm-Leninizm bayrağını dalgalandırdılar. Hem de emperyalizmin tek hakim benim çğlıklarını attığı bir sırada. Hem de üzerlerine çatılardan, pencerelerden bomba ve kurşunlar yağarken...

Çatışmanın ortasında Sabo'lar pencereden halka sesleniyorlardı: "Halkımız sizi seviyoruz. Sizin için ölüyoruz." Aynı Kızıldere'de Mahir'in çatıdan "Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik" demesi gibi... Sabo'lar ölüme koşarken; "Kızıldere gibi, 12 Temmuz'da şehit düşen yoldaşlarımız gibi biz de ölüme koşuyoruz. Bize Ölüm Yok." diyerek, dalgalandırdıkları bayrağın önünden son kez haykırdılar: "Bayrağımız ülkenin dört bir tarafında dalgalanacak." 17 Nisan'da Sabo'ların dalgalandırdığı bayrak sosyalizmin yenilmezliğini ilan ediyordu. Kızıldere yolunda savaş ilerliyordu. Kızıldere'lere yeni Kızıldere'ler ekleyerek. Savaşı daha da geliştirerek.

17 Nisan'da dalgalanan bayrak Anadolu Devriminin kurtuluşa taşınacağının ve zaferin kazanılacağının ilanı oldu. 17 Nisan direnişi Kızıldere'den 92 yılına uzanan Anadolu devriminin bir dönüm noktası oldu. Yokedilemeyecek, bitirilemeyecek savaşın manifestosu oldu.

KIZILDERE İLE ZAFERE KOŞMANIN ADI DHKP-C

"Kızıldere son değil, savaş sürüyor" şiarının kanıtı 30 Mart 1994 tarihinde THKP-C'nin DHKP-C ile yeniden örgütlenmesi oldu. Yenilemeyen, yok edilemeyen Anadolu Devrimi DHKP-C ile kesintisizliği örgütsel olarak garantiledi.

Kanla yazılan bir tarih ile yaratılan DHKP-C Mahirler'den devraldığı bayrağı oligarşinin burçlarına dikmek için savaşı büyütüyor. DHKP-C ile Anadolu halkı kendisini kurtuluşa götürecek olan savaşçı örgütüyle geleceğe yürüyor.

DHKP-C, Mahir'lerin savaşının zafere taşınacağının adıdır. DHKP-C, Kızıldere'de dalgalanan bayrağın ülkenin her tarafında dalgalandırılması için yola devam etmenin adıdır.

30 Mart 1994 tarihi DHKP-C'nin ilanıyla birlikte Anadolu devriminin Kızıldere'de mecrasını bulan devrim kanalının artık tersine çevrilmeyeceğinin ilanı oldu.

DHKP-C ile Anadolu halkı zafere bir adım daha yaklaştı. Ve bugün emperyalizm tüm gücüyle yeniden DHKP-C'ye, devrim isteyenlere saldırıyor. Fiziki imha ile tasfiye başaramayacağını anlayan emperyalizm ideolojik ve kültürel tasfiye operasyonu ile Anadolu devrimine yöneliyor.

Başaramayacaklar... Bu akışı, zafere giden bu yolu kapatamayacaklar. Kızıldere bunun kanıtıdır. Kızıldere'den devralınan kurtuluş bayrağının sayısız direnişlerde dalgalandırılması ve halk kurtuluş savaşçılarının bu uğurda dökülen kanları bunun kanıtıdır. "Kurtuluşa Kadar Savaş" şiarını devrim yoluna kanlarıyla yazanlar bunun kanıtıdırlar. "DHKP-C bir savaş örgütüdür. Hiçbir yenilgi, hiçbir darbe teslim olmadığı sürece bir savaş örgütünü yokedemez. Yenilgi, ancak teslimiyet kabul edildiğinde kalıcı bir yenilgidir. Teslimiyeti asla kabul etmeyenler ise, yenigilerden zafer doğururlar. Kızıldere'den, 12 Temmuz'lardan bu yana yazdığımız tarih bunun tarihidir. DHKP-C bir halk hareketidir. Ve egemen sınıfların bir halkı katlederek tüketebildiği görülmemiştir. DHKP-C işte bundan dolayı yenilmezdir." (Devrimci Sol Dergisi Özel Sayı:9 Oligarşinin İmha Politikaları ve Yenilmeyen Devrimci Savaşımız)

Zafer yolunda imha olmak da dahil her türlü ihanetlerin ve yenilgilerin yaşanacağını bilerek yola çıkan Mahir'lerden öğrendiğimiz gibi savaşı sonuna kadar sürdüreceğiz. Kızıldere Manifestosu'nun geleceğe uzanan köprüsünden yürüyoruz. Savaşmayı, teslim olmamayı gelenek haline getirenler asla yokedilemezler bunu biliyoruz. Kızıldere Manifestosu yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.