Devrimci Sol Dergisinin Mart 1998 tarihli 10. sayisindan alinmistir.

DHKP-C-PKK PROTOKOLU VE GELISMELER
Mücadele, Propagandif Degil,
Hayatin Içinde Ete Kemige Bürünen
Ittifaklarla Gelisir



1996'nin son ayi içerisinde görüsmeleri tamamlanarak imzalanan ve "Devrimci Cephe'nin Insasi Için Çagrimizdir" basligiyla kamuoyuna açiklanan DHKP-C-PKK Protokolu, oligarsi açisindan bir telas unsuru olurken, halk kesimlerinde, devrimci demokrat çevrelerde belli bir memnuniyet ve beklentiyle karsilandi.
Geçen süreç, açiktir ki bu bek-lentiye cevap olmamistir. Bu kus-kusuz çok çesitli açilardan degerlendirilebilir bir durumdur. Ancak bu yetersizligin sebebi durumunda olanlarin, birlik konusunda Türkiye soluna (kendi kavramlariyla "Türk Solu'na") sanki bütün bunlar hiç ortada yokmus, bunlara iliskin bir sorumluluklari yokmus gibi elestirilerine, yukaridan degerlendirmelerine devam etmeleri, kendi basina degerlendirilmesi gereken bir durumdur.
Örnegin, en yakin örnek olarak, Alternatif dergisinin son sayisinda ARGK adina sunlar belirtiliyor: "Bu güce (DHKP-C'ye) her türlü birlik esprisiyle yaklasildi. Mücadele anlayislarindaki eksiklikler bunlari birlikten uzak tutuyor. Özellikle Kürdistan'taki savas, onun kitleye yansiyisi, yine Türkiye'de belli adimlarin atilmasi buna karsin bu güçlerin cephe örgütlenmesi disinda kendilerini tutmalari, kendi kadrolari içerisinde de rahatsizlik yaratmistir. Fakat tüm bunlara ragmen kendi o bilinen çizgilerinde anlayislarinda hala diretiyorlar. Oysa Marksizmin en önemli ilkesi her zaman en genis birlikteliklerden yana olmaktir. Bu noktada Türkiye'ye girisimizi de asiri derecede hazmetmeme durumlari var. Eger 'demokratim, devrimciyim' diyorlarsa -farkli biçimlerde olmayabilir ama- bölgesel düzeyde, yerel düzeyde degisik birliklere gelebilmeliler." (Alternatif, Ocak-Subat 1998, sayi 6-7)
Bakin bu alintiya. Içinde böyle bir "Devrimci Cephe'ye Çagri"nin varliginin hiçbir izi yoktur. "Bölgesel, yerel düzeyde birliklere gelebilmeliler" diyor. Oysa biz daha ötesine gelebilecegimizi ortaya koymusuz. Peki ARGK adina konusan bir komutan bunu neden yok sayiyor?
Yok sayiyor, çünkü ARGK, ERNK ya da PKK'nin gündeminde esas olarak böyle bir birlik, böyle bir Devrimci Cephe olusturma düsüncesi de, çabasi da yoktur.
Birlige yanasmadigimizi söyleyenler, protokolu tekrar okumalidirlar. Unutanlar, dikkatli okumayanlar tekrar baksin. Ne dedik, ne oldu, neden yürümedi?

1- Biz Devrimci Cephe'nin insasi için söz verdik. Bunun adimlarini pratikte de atma konusunda karsilikli anlastik, taahhütlerde bulunduk. "Gerekli bütün çaba ve özveriyi göstermeye hazir oldugumuzu" ortak imzayla ilan ettik. Bu, mücadelenin bütün alanlarini kapsiyordu. Devrimci Cephe kuskusuz ki niyetlerle degil, hayatin içine yayilan, alanlarda karsiligini bulan somut adimlarla, örgütlenmelerle, kurumlasmalarla yaratilacakti. Iste sorun da tam bu noktada çikti ortaya.

2- Ilk olarak protokolü hayata geçirecek, denetleyecek ortak bir komite olusturulacakti. Bu, proto-kolün olusturulmasindan hemen son-ra gündeme getirildi ve anlasmaya varildi. Nerede, nasil olusturulacagi hakkinda karar alindi. PKK komitenin olusturulacagi yer için yeni düzenleme yapacaklarini, bunun için 1-1,5 ay zaman tanimamizi istediler. Tanidik. Tam bir yil geçti. Tek bir adim atilmadi... "Ne oldu, niçin olmuyor?" sorularimiz birsey ifade etmedi. Hala cevapsizdir.
Devrimci Cephenin insasi için birlik, ciddi bir istir. Karar altina alinan seylerin yapilmadigi ve neden yapilmadiginin açiklamasina bile gerek duyulmadigi durumda bu ciddiyet ortadan kalkar.

3- Buna ragmen alanlarda bazi adimlar atmak istedik. Zorladik. Hemen hiçbir alanda birlik yapmak istemediler.
Oysa: Protokolde "Halklarimizin cephesel birligini kurup gelistirmeyi hedefleyen ittifakimiz, partilerimizin örgütlü oldugu bütün legal kurumlarda, sendikalar, meslek odalari, çesitli dernekler gibi tüm demokratik mevzilerde, isçiler, memurlar içinde, köylerde, basin ve kültür cephesinde, ögrenci gençlik içinde, zindanlarda, isyerleri ve yerlesim alanlarinda, yurtdisinda, halklarimizin ve devrimimizin ortak çikarlari dogrultusunda, ortak düsmana karsi ortak mücadele ve örgütlülükleri gelistirmeyi ... karsilikli olarak taahhüt eder." demistik.
Memur ve isçilerde zar zor bir protokol imzalandi. Bu da ayrica mizahi olaylarla doludur. Protokol metnine nasil geçerse geçsin "baris" kelimesini sokmak istediler. Öyle bir noktaya geldi ki "barisçil mücadele" kelimeleri girdi. Ve bu protokolün hiçbir maddesine, içerigine uymadilar. SES Genel Kurulu'nda söz verdiklerini yapmadilar. Koltuk kaygisiyla üzerinde anlasilan biçimde bile davranmayarak devrimci ittifaka sirtlarini döndüler. Tavirlarinin özelestirisini istedigimizde ise hirçinlastilar. Kimse sorumluluk üstlenmedi. Maliye-Sen'de "Yurtsever Emekçiler" protokolün kendilerini baglamadigini söyleyip ittifaktan kaçtilar. Böyle bir gayri ciddilik bile onlar için sorun olmadi. Genel-Is'de tasfiye kararlarinin altina imza attilar. DISK Kongresi'nde, DISK'teki MGK tasfiyeciligine karsi mücadelede birlikte olmadilar.

4- Gençlikteki birlik çabalari da sonuçsuz kaldi. "Ya bizim dedigimiz olur ya da olmaz"i getirdiler. Sonuçta olmadi. Anlayis suydu; hersey kendilerinin merkezinde dönecekti. Bunun disindaki hersey yanlisti.

5- Halk Meclislerinin birlikte olusturulmasi için tek bir adim atmadilar, gelmediler. Söyle demistik protokolde: "BIRLIGI TÜM ALANLA-RA YAYMAYI HEDEFLIYORUZ. Bugünün somut görevleri isiginda halklarimizin demokratik muhalefetini örgütlemek için tüm güçleri kucaklayacak bir meclisi gelistirmeyi, halklarimizi bu meclis araciligiyla söz ve karar sahibi kilmayi, kendi kaderlerini kendi elleri arasina alabilmeleri için bunun firsat ve olanaklarini yaratmayi, bunun için en küçük yerlesim birimlerinden en büyük metropollere kadar her alanda yerel halk meclisleri olusturmayi bir görev ve hedef olarak önümüze koyuyoruz." Tüm devrimci kamuoyu taniktir, o günden bu yana pek çok yerde meclisler hayat bulmustur, ancak bulunduklari alanlar dahil, PKK bu çalismalara katilmamis, bazi yerlerde katilip katilmadiklarinin belirsiz oldugu ciddiyetsiz tablolar sergilenmistir.

6- Yeni bir Anayasanin yapilmasi ve halka mal edilmesi ortak görüsümüzdü. Protokolde de açikça ifade edilmisti: "... bagimsizlik ve demokrasiyi hedefleyen bir anayasa taslagi hazirlayip bunu halka maletmeyi, bu çalismanin içine bütün anti-fasist, anti-emperyalist, özgürlükten, adaletten yana tüm örgüt ve partileri ve kisileri çekmeyi bir görev olarak önümüze koyuyoruz."
Anayasa Taslagini hazirladik, kendilerine verdik. Hiçbir itirazimiz yok, sadece Uluslarin Kaderlerinin Tayin Hakki biraz daha açilsin dediler. Sorun yoktu. Birlikte kampanyayi sürdürmeye gelince yanasmadilar. Isimiz var, güncel degil, siz yapin, bu tartisma boyunca kullandiklari genel söylemleridir. Ve kimle neyin konusulacagi belli degildir. Ve hemen her konusmada da çogunlukla muhataplar degisir. Ve yeni gelen "Ben bilmiyorum" der. Hatta, karsimiza öyle muhataplar çikartilmistir ki, "Halk Meclisi mi, o da nereden çikti", diyebiliyordu.
7- Ortak pratik örgütleme ko-nusunda öneriler yaptik, bunun protokol sürecini de gelistirecegi açikti. Örnegin oligarsinin Irak isgali gündeme geldi. Ortak birseyler yapalim dedik. Yanasmadilar.
Newroz'da ortak hareket edelim dedik, yanasmadilar.

8- Hapishanelerde tutsaklarin mücadelelerini ortak bir örgütlenmeye kavusturalim dedik. Olur dediler. Hatta kendileri (En üst düzeyde) Cezaevlerinde "Birlesik Direnis Komiteleri" kurulmasini önerdiler. Bunun nasil olacagini açin dedik, açmadilar. Sonra cezaevleri merkezleri kendi aralarinda tartissin ve ortak bir örgütlenme modeli bulunsun dedik. Cezaevleri tartisti. PKK tutsaklari tarafindan sonuçta "cezaevlerinde anlasabilecegimiz ortak nokta yok" denildi.
DHKP-C tutsaklarinin gönderdigi yaziya PKK Cezaevleri Merkezi yapisi adina verilen cevapta: "Herseyden önce cezaevlerine, bakisimiz farkli, zindanlara biçtiklerimiz rol farkli. Eylem anlayislarimiz, zindana biçtigimiz roller birbirinden uzak... bu zeminde ortak bir platform, koordinasyon merkezi olusturmak oldukça zor... Genel için önerdiginiz ortak koordinasyon merkezini gerçekçi bulmuyoruz. Isleyecegini de sanmiyoruz" seklinde cevaplar verildi. Öyle ki gönderilen yazida "merkezi görüsmelerde birlesik direnis komiteleri seklinde bir öneriniz var, nasil sekillenecegini belirtmemissiniz" denilmesine ragmen, cevapta yine bir kelime dahi olsun buna deginilmiyordu. O zaman niye önerilmisti?

9- Bu somut gelismelerin ortaya koydugu su olmustur: Bütün söylemleri propagandiftir. Sözdedir. Hiç kimse ile birlik yapamazlar. Yayin organlarinda belirtilen "birlik yapalim, ortak kurmaylik kuralim" gibi sözler sadece propagandaya yöneliktir. Bu propaganda içerisinde en çarpici olan ise "Kim ne isterse verelim" sözleridir; sik sik tekrarlanir. Oysa PKK hiç kimse ile böyle bir iliski sürdürmez. PKK sadece kendisini destekleyen, kendi çevresinde dönen kullanilacak güçler istemektedir.
Bunlar çok somut yasadigimiz gerçeklerdir. Protokolden önce bir gerilla bölgesinde çok zor durumdaydik. PKK yine yüksekten sözler ediyordu. Isterlerse karsiligini ödeyerek, isterlerse ödünç veya dayanisma amaciyla o bölgede çok cüzzi seyler istedik. Cevap bile verilmedi.
Üstelik bu bölgede bir süre sonra iki insanimiz silahlariyla kaçtilar. PKK bu silahlari aldi ve vermedi. Istedik, bir yil geçti, hala cevap vermediler.
Dayanisma, devrimcilik, ilkeler nerede?
Durum buyken birlikte neyi, nasil yapacagiz?
Su sözleri de PKK rahat eder; "Isterseniz gelin birliklerimizi de yönetin", "suradaki delegeleri paylasalim" vb. Siyaset ve örgüt gerçeginin böyle olamayacagi, gerçekçi olunmasi hatirlatilir. Ama yatirim propagandayadir.

10- PKK çevresindeki legal örgütler ÖDP gibi reformistlerle birlikte olmak istemis, devrimcilerle görünmek istememistir. Bu nedenle hiçbir eylem birligi yapilamamistir. Bütün israrlarimiz sonuçsuz kalmistir. Protokolde de öngörülen legalde, demokratikte isbirligi, bu politika nedeniyle mümkün olmamistir. Bu konuda siyasi bir irade ortaya konmamis, protokolün altindaki imza da bu alanlarda kimse için birsey ifade etmemistir. Bunda, alanlarda merkeziligin taninmamasindan çok, biz-zat merkezi olarak birliktelikte, ortak is yapmada gönülsüzlük sözkonusudur.

11- Denir ki, "günlük gazeteyi birlikte çikaralim, TV'yi degerlendirelim" vs. Iyi, olur, ama siz bize bir proje önerin, onun üzerine konusalim deriz. Somutluk isteyince konu unutulur. PKK aslinda birseyi paylasmayi, ortak yönetmeyi degil, sadece "isçi" istemektedir.

12- Açik olduk ve her konuyu, her konusmayi ciddiye aldik. Gerektiginde bazi konularda yanlis düsündüklerini, yanlis bildiklerini söyleyip dogru bilgiler verdik. Ve bir sorun varsa önce bize sorun dedik.
Ama bunlar hiç olmamis gibi, TV'de resmen satildik. Sabanci'ya yag çekme programlari yapildi, övgüler dizildi. Eylemlerimiz saibeli ilan edildi. Ortadogu'da bir ülkenin adi geçince, Mustafa Duyar'in orada yakalandigi ögrenilince iyice telaslanildi ve o devlete yag çekilip biz satildik.

13- Bize 30 Mart'ta bir TV programi önerdiler. Olur dedik. Program yapildi. Iki gün sonra ise kendilerinin karariyla tek tarafli program iptal edildi. Nedeni açikti, hersey onlarin olmaliydi. Sonra sözkonusu program rafa kaldirilip üç-bes dönek reformist TV'ye çikartilip 30 Mart'la ilgili konusturulur ve bunlarin vitrinliginde kendileri ön plana çikarilir. Bu anlayisla birlik yapilabilir mi?

14- Devrimci bir cephe kuskusuz silahli güçleri de, gerillayi da kapsayacakti. Ama gerçek sudur, küçük isleri yapamayanlar, gerillada birligi hiç yapamaz. Yapildigi ileri sürülen birliklerin de anladigimiz anlamda birliklerle, cephelerle iliskisi yoktur. Iste hersey ortadadir. "Birlesik Kuvvetler" denilmektedir. Ortada öyle birsey yoktur. Sadece TDP'nin birkaç insani vardir. Onun da adini bile anmazlar.
Karadeniz'de, Toroslar'da yapilan pek çok eylem, kendi yayinlarinda ARGK adina üstlenilmistir. Ancak Alternatif dergisinin son sayilarinda yeralan "Telsiz Konusmalari"nda ise bu eylemleri Birlesik Kuvvetler olarak yaptiklarini söylüyorlar. Örnek, 17-18 Agustos Ülkede Gündem ve Özgür Politika'da Ordu Mesudiye'de gerillanin yol kontrolü yaptigi, bir polisin vuruldugu belirtiliyor. Haber "Karadeniz bölgesinde eylemliliklerini artiran ARGK gerillalari..." diye basliyor. Ayni eylem, Alternatif'in Kasim-Aralik '97 tarihli sayisinda Birlesik Kuvvetler adina üstleniliyor. Benzer onlarca örnek var. Daha dogrusu Alternatif'te Birlesik Kuvvetler adina üstlenilen eylemlerin önemli bir kismi kitle yayin organlarinda ARGK olarak da üstlenilmistir. Amaç ne? Kitle yayin organlarinda ARGK, kitlenin okumadiklarinda Birlesik Kuvvetler. Böyle bir anlayis olabilir mi, böyle birlik ciddiyeti olur mu? Ve yine ardisira Birlesik Kuvvetlerin henüz yapilanmasi ve programi olmadigi gibi sözler ediliyor. Kasim '97'de Alternatif'te Birlesik Kuvvetler adina eylemler üstlenilirken, Kasim '97 tarihli Yurtsever Gençlik Dergisi'nde Semdin Sakik "Bu örgütlenmenin ismi resmi olarak henüz olusturulmus degildir. Fakat öyle bir çalismamiz olacaktir" demektedir. Bütün bunlarin ciddiyeti yoktur.
Birlesik Kuvvetlerin bir parçasi olarak da DHP sayilmaktadir. DHP diye bir örgüt yoktur aslinda. Sadece PKK manevra alanini genisletmek için bazi insanlarina bu adi kullandiriyor. Bu yol tehlikeli ve birlik konusunu iyice açmaza sokan bir yoldur. Çok zor degildir. Herkes kendisine bagli "örgüt"ler kurup bu tür isimler kullanabilir. Devrimciler birbirlerini aldatmazlar.

15- Alternatif dergisinden en basta aktardigimiz alintinin basinda söyle deniyor: "Son dört-bes yildir Ovacik-Dersim gibi alanlarda DHKP var. Beraber hareket edildi. Bir kis süreci beraber geçirildi..." Ciddiyetsiz sözlerdir. "Birlesik Kuvvetler" deyip sonra da eylemleri rahatlikla ARGK adina üstlenmelerinde oldugu gibi, istedikleri gibi konusup kimseye hesap vermemeye, açiklama yapmamaya alismislardir. Dersim'de dört-bes yildir oldugumuzun söylenmesi bilgisizlikten degilse küçümseme mantigindan kaynaklanmaktadir. '91'den beri, sekiz yildir Dersim'de gerillamiz vardir. Alintida belirtilen "kisi birlikte geçirdik" sözlerinin de Dersim'le bir ilgisi yoktur. Sözkonusu beraberlik Tokat'ta olmustur. Sivas'taki operasyonlar nedeniyle Tokat tarafina geçmisler, tesadüfi bir karsilasmada iliskilerinin olmadigini ve yardim isteklerini belirtmeleri üzerine kendilerine siginak dahil her türlü olanak saglanmistir. (Basina fotograflarla da yansiyan operasyonda görülen siginaktir.) Hatta iliski açisindan öyle bir durumdadirlar ki, kendilerini köylülere, kendi kimlikleriyle degil, DHKP-C kimligiyle tanitmislardir. Bir örgüt baskasinin adini nasil kullanir, bu ne biçim anlayistir?

16- ARGK'li röportajda "yardim ettik" anlaminda sözler söylüyor. Esasinda bu çok daha farkli yazi ve konusmalarda da belirtilir. Ne yardimi etmisler, açiklasinlar. Bu tür belirtmeler sik sik çesitli yayinlarda yazilir, söylenir. Tekrar söylüyoruz, dogru degildir, tersi iddia ediliyorsa ne yapmislar, açiklasinlar.

17- PKK'nin "Türkiyelilesme" programi yeni degildir. Bu konuda "sol yapamadi, bekledik, bunun için simdi yapiyoruz" sözleri dogru degildir. '90'dan itibaren Türkiye için örgüt kurma, DHP'yi gelistirme gündemlerinde oldu. Yapamadilar.
DHP'nin fonksiyonu sadece PKK propagandasini yapmak ve PKK üslubuyla sola, özellikle de bize küfretmekti. Baska da bir kayda deger isi olmamistir. Örgütümüzün Darbe ihanetiyle karsi karsiya oldugu süreçte ise çok çig bir sekilde militanlarimizi saflarina çagirmis, darbecilerle ayni agizdan "DS bitti" demistir. Oldukça firsatçi ve de ilkel, kaba bir anlayisa sahiptir. DHP, dogal ki PKK mantigi içerisinde gelisemez, özgün bir çizgiye kavusamaz. Alt düzeyde bir PKK reklamcisi olur. Ya PKK, ya DHP vardir, ikisi birden var olamaz. Eski SBKP gibilerinin anlayislari kari-katürize edilmektedir.

18- PKK kendi denetiminde olmayan hiçbir ortakliga girmez, girmemektedir. Esitlik temelinde bir iliski de tercihleri degildir. Illa kendi denetim ve yönlendirmeleri olacaktir. PKK'nin içinde oldugu bir birligin is yapmasi bu kosula baglanmistir. PKK'nin denetiminin kabul edilmedigi yerde, PKK için imzalar, anlasmalar hükümsüzdür.
"Kurmaylik mi, buyrun yapalim" denilmektedir. Nasil olacak, nasil isleyecek sorulari ortadadir. Somutlayalim dedigimiz zaman susulur. Örneklerini yasadik.
Iste protokol ortada. Uygulayalim. Neden uygulanamadi? Tartisalim, muhasebe yapalim ve yeniden baslayalim.
Kim nereden sorumlu, kimin yetkisi ne, sinirlarini belirleyelim. Devrimci Cephe'nin her alanda nasil insa edilecegini ayrintili, somut programlara kavusturalim. Bunlarin yapilmasinin önünde bizim açimizdan bir engel yoktur. Bunlarda gerekli adimlari attik ve yenilerini de atariz. Ancak karsiliksiz kalan, hatta cevap bile verilmeyen adimlar, tek tarafli ilerleyemez.

"Sol Kurultayi" düsüncesi ortaya atildi. Gerçekçi degil dedik. Ama siz yapabiliyorsaniz yapin. Olumlu sonuçlar çikarsa, birliktelik saglanirsa biz gerekeni yapariz, dedik. Tek bir adim atmadilar. Bizle birligi somutlamayan kimseyle yapamaz.
19- PKK uluslararasi iliskiler düzeyinde dayanismaci bir tavirda olmamis, sürekli kendi disindakileri, özellikle de bizi karalayici düsünceleri yaymayi özel politika haline getirmistir.
Temmuz 1997'de Küba'da yapilan Uluslararasi Gençlik Festivali'nde dagittiklari bildiri bir örnek olarak çarpicidir:
"... Türk devrimcileri henüz kendilerini Türk devletinin resmi ideolojisinden, Kemalizm'den kurtaramamislardir. Kendilerini Kemalizmden kurtarmaya güçleri yetmez ve bundan dolayi sovenizmin tutsaklaridirlar. Türk devletinin tarafindadirlar ve Kürt Gerillalara karsi enternasyonal sorumluluklarini yerine getirmiyorlar.
... Böylelikle Türk solculari her on yilda tekrarlanan askeri darbe için temel attilar... Herseyden önce su gerçege vurgu yapmak istiyoruz; Kemalizm bati emperyalistleri tarafindan yönetilen gizli fasizmdir. Görevi Ermenilere, Yunanlara ve Kürtler'e katliam gerçeklestirmek ve kapitalist sistemi korumaktir. Türk solculari bunu anlamazsa, enternasyonal sorumluluklarini yerine getiremezler."
Buradaki üslubun, "Türk Solu"na böyle bakan bir mantigin birlik yapabilmesi mümkün müdür?... Sözlü ise akla hayale gelmedik karalama ve iddialar yapmaktan geri durmamaktadirlar. Bu gerçekler ortadayken her alanda yardim, dayanisma, "ne isterseniz verelim, yapalim" sözleri tam bir yaniltmacadir.

20- PKK önderligi çogu zaman Türkiye solunu küçümseyerek siyaset yürütmüstür. Bu mantigin çesitli sonuçlari vardir; bunlardan biri birliklerde hep kendisine tabii olacak iliskiler aramaktir. Çünkü Türkiye solu yönetilecek, yönlendirilecek güçler olarak görülmektedir. Bu mantik, oligarsiye çesitli mesajlar iletilmesinde de kullanilmistir.
Cumhuriyet gazetesinde Öcalan'la yapilan bir röportajda kendisine su soruluyor: "PKK'nin Dev-Sol'la yaptigi bir anlasmadan söz ediliyor. Dev-Sol, PKK'nin bir sehir içi uzantisi mi?
Öcalan cevapliyor: "Genelde ortaya çikardigim ortam türü solu biraz nefes alir duruma getirmistir. Ama Dev-Sol'a çok bilinçli görev verdigimizi söylemek mübalagalidir. Dev-Sol'un bizden güç aldigi dogrudur. Ama bizim gidin su su sunlari öldürün demek gibi bir talimatimiz yoktur. Bunu çok açikça belirtiyorum. Biz bunlari iyi kullanabilirdik. Türk solu bir hayli geri..." (Cumhuriyet, 7.12.1991, Semin Idiz)
Kullanilan ifade açik; "Dev-Sol'a çok bilinçli görev" vermiyorlar ama verebilirler; yani yönlendirebilirler. PKK devletle anlasmaya hazir, PKK'nin Dev-Sol'u etkileyecek kadar böyle bir gücü de var, o halde devlet bunu iyi degerlendirmeli! Söylenen bu.
Yine bir baska röportaj. IHA'nin Öcalan'la yaptigi ancak IHA'da yayinlanmayip MED TV'de yayinlanan röportajda da sunlar söyleniyordu: "Merhum Özal'in vasiyeti vardi. Ben ona deger biçiyorum. Onu tekrar güncellestirelim diyorum. Erbakan'in da vardir bazi yaklasimlari. Onu güncellestirelim diyorum. Hatta ordu içinde bazi sesler duyuluyor, onlara açiklik getirmek için yani güzel bir Türkiye için bütün içtenligimle.. Türkiye soluyla da iliskilerim oldu. Hatta Dev-Sol gibileriyle de. Onlari da siyasi arenaya dökmek gerektigi kanisindayim. Birçok böyle gruplar falan var. Hepsinin sorunlarini demokratik yelpaze içinde çözümlenmesine yönelik tercihimi kullanacagim. Bazilari bundan rahatsiz olmasin."
Yani kim kimi nereye çekiyor? Kim kime hangi görevleri veriyor? Böyle birsey yoktur. Ve daha da önemlisi, anlayis sagliksizdir. Devrimci örgütlerle iliskiler, burjuvaziye verilecek mesajlarin aleti yapilamaz.

21- PKK'da örgütlere tepeden bakan, onlari yönlendirilecek, yöne-tilecek güç olarak gören bu politika, tabana da yayilmistir. Herkes çok üstenci, kaba, kendisini emir veren, baskalarini ise emir alan olarak görmektedir. Sözlerin anlami yoktur. Bugün söylenen yarin reddedilir. "Bosverin, gelecege bakalim... Bu ise bakalim" denir. Baska biri gelir, o da onu reddeder. Yani güncelde kendi politikasinda ne varsa seni ona angaje etmeye çalisir. Seni basit bir destekçi durumuna sokmak ister.

22- Gerillanin ülkenin daglarina yayilmasi oligarsi için bir tehdittir. Ve ülkemizde siniflar savasinin önünü açip devrimi gelistirmenin en önemli gerekliliklerinden biri de açik ki bu yayilmayi saglamaktir. Ancak "taktik" amaçlarla gündeme getirilen bir yayilmanin devrimi gelistirme sonucunu yaratmayacagi da açiktir. PKK açisindan Türkiyelilesmeyi güncellestiren Karadeniz'e açilim olmustur. PKK bunu Türkiyelilesmenin kaniti olarak göstermistir. Ancak Karadeniz'de PKK'nin önemli bir gücü yoktur. Oligarsi baskilari arttirmak için mevcut durumu bilerek abartti ve basardi da.

23- Karadeniz'e, Toroslara yöne-limin "taktik" degil, "stratejik" oldugu iddiasi ise esasta PKK'nin temel stratejik tezlerinin iflasi anlamina gelmektedir.
Sömürgecilik tezi iflas etmis, Türkiyelilesme bu iflasin sonucunda dogmustur.
Belirttigimiz gibi "Türkiyelilesme" PKK açisindan yeni birsey degildir. Ancak Türkiyelilesme politik bir tercihtir, yalnizca Türkiye'nin çesitli daglarina gerilla çikarmakla Türkiyelilesilmis olunmaz. Farkli bir alanda HEP, HADEP çizgisi de yillardir "Biz Türkiye'nin partisiyiz" iddiasinda bulunmaktadir. Ve bu partilerin Türkiye'nin hemen tüm illerinde subeleri olmustur. Ama buna ragmen Türkiyelilesememislerdir. Bir Kürt partisi olarak kalmislardir. Çünkü "Türkiyeli" bir bakis açisina, kafa yapisina sahip degillerdir, tersine bakis açilari Kürt ulusalciliginin dar ufkuyla sinirlidir. Meselenin özü, mücadelenin tüm alanlarinda aynidir.
Türkiyelilesmenin sömürgecilik teorisinin, ayri devrim (ve bu anlamda ayri örgütlenme, ayri mücadele) öngörüsünün iflasi oldugunu gizlemek için simdi biz bastan beri bu perspektife sahiptik deniliyor.
Deniyor ki mesela, "... Devrimimizle Türkiye devrimi ara-sindaki iliskiler, herhangi iki ülke devrimi arasindaki iliskiler degildir. Halklarimizin kaderi iç içe geçmistir. Bu ve daha sayabilecegimiz nedenler, devrimlerimizin gelisme sürecinin birlesik karakterde olmasini kosulluyor ve zorunlu kiliyor. (14 Eylül 1997, Ülkede Gündem, M. Can Yüce) Yine deniyor ki, "... Bir devrim olacaksa Türkiye ve Kürdistan'da birlikte olacaktir." (Semdin Sakik)
Kürt ulusalci basininda bu aralar benzer pek çok söz, tesbit göre-bilirsiniz. Bunlari yillarca biz söyledik. Ancak bunlar hep "Kemalizm" elestirisiyle geçistirildi. Parti programinda Türk halkina Yunanistan halki kadar bir ittifak degeri biçen bir anlayis, bugün bunlari söylerken, dünün bir degerlendirmesini yapmak durumundadir. Yapmadigi sürece, bunlarin bir inandiriciligi olmayacak, dahasi, bu tesbitler birlikler, ittifaklar anlaminda da karsiligini bulamayacaktir.

Sonuç olarak;
Partimiz ve PKK'nin merkezi düzeydeki imzalarini tasiyan protokol ortadadir. Bugüne kadar attigimiz her imzaya sadik kaldik. Protokol'da da ayni sadakati gösterdik. Yaptiklarimiz ortadadir. Çok somut önerilerde, israrlarda bulundugumuz halde PKK'nin yapmadiklari da ortadadir. Protokolün geregini yerine getirebilmek için alanlarda PKK'lilarin adeta pesinden kostuk. Anayasa'yi hazirlayip sunduk. Pratige iliskin önerilerde bulunduk. Her türlü açikligi gösterdik. Kar-siliginda buldugumuz ise, protokol öncesinden özel bir farki olmayan tavir, davranis ve duyarsizliklardir.
Sorunlarin tartisilmasi gerektigi kendilerine de iletilmis, ama cevap alinamamistir. Bu nedenle bu açiklama zorunlu hale gelmistir.
Imzaya sahip çikilmamistir. Devrimci bir iliski içine sigdiramayacagimiz yöntemlerle karsimiza çikilmistir.
Anlayislar bu oldukça Devrimci Cepheyi insa etmek imkansizdir. Kafalar degismelidir. Siyaset yöntemleri degismelidir.
Devrimci Cephe, Türkiye Devriminin geregidir. Su veya bu biçimde kurulacaktir. Bundan vazgeçecek degiliz. Mücadele içinde, savas içinde hayal kirikliklarina yer yoktur. Bu defa, bu sekilde olmadiysa, yeniden deneyecegiz. Cepheleri, birlikleri sonuçsuz birakan anlayislara karsi mücadelemizi sürdürecegiz. Bu, ayni zamanda birlikler konusundaki israrimizin, kararliligimizin da bir göstergesidir.